Ödüldür aslında yaşamak

Nehir kenarında bir bitki düşünelim. Doğa şartlarına alışmaya çalışan / ki bir tohumla başlar kollarının kucaklamaya yetmediği bir ağaç veya Çocuk.

Bu bitkinin tohumu oraya düşmüştü bir defa başka yerleri bilmeyecek oraya alışmaya çalışacak.

Büýüyene kadar bir çok mücadele vermek zorunda kalacak. Manzaranın doyumsuz tadını çıkarabilmesi,eşsiz ve güzelsiz bir ağaç olabilmesi yanında bulunan diğer bitkilere bağlı birazda. Yerini benimsemesi,hayata tutunmak adına küçücük zayıf yapısı sınavlardan geçeceği aşikâr.

Belki bu dünyanın çok eşsiz bir yer olduğunu düşünerek sabaha gün ışığıyla uyanacak ve yanı başında olan diğer bitkilerle güzel mutlu bir yaşam geçirecek…

Belki de yanı başında olan bitkiler onun kabusu olacak. Doğanın kanunu değil mi? Neler olabileceği meçhul  öylesine yaşamak hayata tutunmak için ve kendi kendine öğrenerek mutlu olmak var iken bu eşsiz manzarada ve sahip oldukları ile yaşamak yerine mutsuz bir hayatı olacak.

“Bu bitki bir Çocuktu aslında nerede ne sebeple doğduğunu bilmeden ya mutlu ya mutsuz olarak büyüyecek”

        Sevgiyle 

  “Önce ÇOCUK”

Anne-Baba ( ünvanı olan ünvansız)

Bazı insanlar baba ve anne olmamalı. Bu ünvanı veren Çocukların yaşadıklarını görüp,duydukça içimde yaşadığım acıyı tarif edemiyorum (şu cümleleri dahi oluştururken gorebilmem için gözyaşımı silmem gerekiyor). Kaç gündür bu konuyu yazmak istesemde kendimi durdurdum. Nedenleri sebepleri düşünüyorum da bu Çocuklara niçin böyle davranıyorlar sebebi bulamıyorum.

Komşu cinayetleri,tecavüzcüleri artık o kadar cehennem köşkü oldu ki dünya anne ve baba bile diğer insan yüzünden Çocuklarını öldürtebiliyor ya da öldürüyor. Düşünmesi ayrı güç yazması ayrı en kötüsü bir şey yapamamak.

Eşinden boşanıp Çocuğundanda boşanan insanlar ne tuhaf ne zor siz ne dersiniz sevgili okurum. Bu beğenmediğin bir eşyayı faturası ile geri vermek kadar kolay mı? Orda bile satıcının karşısında kem küm eğilip büzülürken bir Can önemlisi Can’ın olandan bu kadar kolay ayrılabilmek.

Birde 1-0 önde başlayan bir yerlere bırakılan yeni doğmuş Bebekler. Şimdi bu Yavrunun annesi babası böyle yapmış iken başka insanlar ne yapmaz. Her bireyin belki 2-3 kardeşi,dayısı,teyzesi var lâkin Allah’tan sonra tek olan anne ve baba değil midir?

Geçiyor fırtınalar,dalgalar sevgili okurlarım. Sonrasında gökkuşağını birlikte izliyorsunuz o aldığınız sperleri unutup yanınızda olan o en muhteşem varlığa dua etmekten ve şükür etmekten başka daha güzel ne olabilir ki Çocuğunuz yaşıyor ise sizde yaşıyorsunuz.

Bir anneye Çocuğu ile ilgili ölmek kelimesi dahi öldürür

Ne acınası bir durum insanlar marka diye taktığı gözlüğü yere düştüğünde hayatı alt üst olmuşcasına üzülen insanlar varken neden sana emanet edilen muhteşem varlığın değerini bir çöp kenarına atmayı doğru bilir.

Bu insanlar çaresiz veya hata sonucu hamile kalıp doğum yaptıysa o vakit yapması gereken en doğru düşünce görüyor olabilir. Ben her konuyu en hassas ve ince düşünen biri olsamda bu düşünceye ne aklım,ne duygularım anlam verebiliyor.

Çocuk doğduğunda ve büyümeye başladığında ne bilir korku,kaygı,marka vs. Çocuk anne rahminde sevgiyi dahi hisseder ve büyüsekte en muhtaç olduğumuz aradığımız şey sevgi değil midir?

Ucuz masrafsız olan en değerli olgu sevgiyi neden veremiyor ve sahip çıkamıyoruz.

Anne baba olmayı bilmiyor basaramıyorsan olma olmamalısında.

      Sevgiyle

 ” ÖNCE ÇOCUK”

İyi de yürekler aç

Aç olan Çocuğu fakirlik olsada illa doyurursun. Belki bir kuru ekmek, belki ekmeğin arasına konulan toz şeker , belkide Salça ile…

İlla doyar bir şekilde insan,önemli olan yürekleri doyurabilmek ve kişilik,karekterlerine güzel olan her şeyi işlemek.

Katillerde bir zaman Çocuktu.

Üstad Çocukları küçükken güldürün,kahkaha ile çınlasın eviniz inanın böyle büyüyen Çocukların yüreklerinde siyah hiç bir şey barınamaz😊

   Sevgiyle 

“Önce ÇOCUK”

Can Kırığı

Can kırıkları, cam kırıkları gibi değildir ki

Öyle süpürünce gitsin; içinde kalır, aklına geldikçe de batar…

Sadece yetişkinlerin canı yanmaz,bir Çocuğun canını kırarsanız ömür boyu unutamayacağı bir önsöz olursunuz. Çocukların iyi veya kötü karekteri olmak bizim elimizde…

Zira bir ömür bu kırıkları toplamak için uzun bir sürede değil mi? Ve bu büyük bir haksızlık!

  Sevgiyle 

“Önce ÇOCUK”

Bazı insanlar anne-baba olmamalı

Sosyal medya canavarları var birde evet net bu anne babalara tahammül edemiyorum.Çocuklarını sırf komik olsun,eğlence olsun adı altında o küçücük bedenleri ağlatarak videoya çekip YouTube’da paylaşıp veya diğer medyalarda paylaşarak keyif mi alıyorsunuz?

Çocuğunu konuştururarak ilk önce korkusunu söylemesini sağlıyor.Sonra  Çocuğu bu yaratık daha eğlenceli daha çok ağlamasını sağlayarak iğneden korkutuyor o zaman seni Doktor’a götüreyim de iğne yapsın diyerek Çocuğun ağlamasını artırıyor.

Bu nasıl zihniyet o küçücük yüreğe korkuyu katmak ile ne fayda sağlayacaksın.

Bu tür yaklaşımlar beni fazlası ile öfkelendiriyor.Özür diliyorum Çocukların gözünde yaşa ve korkuya sebep olan her şey beni ziyadesiyle üzüyor.

   Sevgiyle

“Önce ÇOCUK “

Oyuncak dükkanlarında ağlayan Çocuklar

Kendimizin yaşayamadığı Çocukluğumuzu kimi zaman aman ben yaşadım Ćocugum yasamasın düşüncesi ile Çocuğumuza daha iyi şartlar sunarak onları yanlış yönlendirebiliyoruz.

Çocukluğumda annem pazardan aldığı 1 kg üzümü hepimizi toplar bize yedirirdi. Maddi anlamda çok iyi imkanlarımız olmasada annem bizi öyle yetiştirdi ki buyüdüğümüzde bu imkanlara sahip olmasak dahi bir açlık veya başkalarının sahip yaşantısına imrenerek bakmadık. Yoksul geçen Çocukluğumuz o kadar zengin kişilik verdi ki bize her sıkıntıya şükür etmeyi unutmadık.

Aslında maddiyata hiç bir zaman değer vermeyen ben yetişkinliğimde her daim bununla sınavdan geçtim. Yine de durumu iyi hayatlar beni neden bende öyle yaşamıyorum diye kıskançlığa sebep olmadı.

Oğlum doğduğunda  (sanırım o günleri anlatmak ve yaşadığım zorlukları düşünmek dahi bogazımda bir düğüm,düşünmek bile istemiyorum bu konuları atlayacağım) beni anlayabilecek yaşa geldiğinde ona varlığı ve yokluğu öğretmem gerektiğini düşünmüş olmam şu an doğru bir karar vermiş olduğumun ispatı oldu.

Onunla birlikte dolaşmak alışveriş yapmak çok keyifliydi. Oyuncakcıya uğradığımızda öncelikle onu serbest bırakarak ne tür oyuncaklar dikkatini çekiyor bunu öğrenmeye çalışırdım. Ve oyuncağa karar verdiğinde birlikte bakalım yanımızda bunu alabilecek paramız var mı? diye onunda görmesini sağlardım. Sonrasında kendi kendime onuda bu sohbete katılmasını sağlayarak evet bu çok sağlam duruyor alacağımız paraya gerçekten değiyor diye onun kaliteli olan şeyin pahalı veya markada sadece olmadığını ögretirdim. 

Başka bi vakit yine Oyuncakcıya uğrayıp almak istediğimizde yine aynı sözleri söyleyerek para bölümünü boşaltarak bugün alabilecek paramizın olmadığını söylerdim.Sizce bu durum karşısında Oğlum bu  durumu nasıl karşıladı?   Hayır aģlamak veya öfke nöbeti olmadı hiç bir zaman almak istediği fakat almadığım hiç bir şey için ağlamadı…

 Bir gün birlikte yaşadığımız evimiz de merdivene bırakılan faturayı alıp anne benim harçlığımla bunu öderiz dediğinde 6 yaşındaydı.

Ve market alışverişlerinde diğer markette bu alışverişi yapsak fazla tutar dediğinde 8 yaşındaydı. Her zaman ihtiyacı olan bir şeyi alırken markasından ziyade ürünün kalitesi ,sağlamlığı bu paraya değer mi diye bakıyor. 

Her zaman diyorum bir insanı yetiştirmek küçük yaşta başlar. Unutulmuş kabartma tozu sonradan ilave edildiğinde bir işe yaramaz.

Hiç zor değil inanın Çocuğunuzu samimiyetle Sevin (tabi ki hepimiz seviyoruz.misafiriniz varken de onunla ilgilenin ) anlamaya çalışıp ne hissettiğini düşüncesini sorun ve hep konuşup anlatın. ONUNDA BİR BİREY OLDUĞUNU UNUTUP İHMAL ETMEYİN 

      Sevgiyle

“Önce ÇOCUK”

“KAHVE”

Bir çiçeğin üzerinde not.Benimle bir ömür kahve içmeye var mısın?

Ben kahve içmeyi değil ona kahve yapmayı seviyordum ve bir türlü bitiremediği fincan da yarım kalan soğumuş kahve eşliğinde hoş sohbetlerimizi….

Hâlbuki deniz olmayan yerde yaşayamayacağımı sanırdım.Tâki onun gülüşlerinde deniz kenarını görene kadar.

Bir insan ya çok olgun ya Çocuk ruhludur.Öyle bir insan ki hem Çocuk kadar masum ruhlu bir o kadar da tüm gökyüzünü kaplayacak kadar güçlü ve sahipdar. 

Demek ki Ýüce Allah bazı yapılan sevaplari cennete bırakmadan dünyada veriyormuş.

İnsan Oğlu dert,sıkıntı,zorluk ve mücadeleri bitmiyor fakat o kadar çok sınavdan geçen ben hiç yere yıkılacak kadar güçsüz hissetmemißtim. Şimdi öyle bir insan var ki yokluğunu düşünmek dahi gökkubenin üzerime çöküyor olması gibi bir his. 

Varlığı bir soluk kadar yakınımda olsa dahi yüreğimde her an bir tomurcuk filizlendiriyor olması.

Film izlerken eksik yanı olan insanlar ağlarmış o ćok sevdiği kadını seven erkeğin bakışlarını kıskanirken.Simdi film sahnesi izlerken yanında olan gerçek sevdanın ellerini sımsıkı tutup bu ellerimi bırakma demesi ne büyük lütuf ne tarifsiz bir duyguymuş.

      Sevgiyle 

“Önce ÇOCUK “

Yıldızların ağladığı gece

Daha Çocuktum annem seni bana emanet edip komşuya gittiğinde. Sende küçüktün ve ağlamıştın seni oyalamak için yıldızlara baktırıp oyalamaya çalışırken bir ömür gökyüzü ve yıldızları seveceğimi bilemezdim o vakitler.Hatta ablam neden gökyüzünü bu kadar çok seviyorsun dediğinde cevabı bundan başka özel bir sebebi yoktu.

Sonra Sen ebedi yolculuğa çıktın gökyüzünde mi? yerin bunu bilmiyorum ben hala o yıldıza bakıyorum bir umut bir teselli benim ki.

Ben Seni çok özlüyorum.Öyleki yüreğim koskoca 25 yıl geçmesine rağmen Seni unutamıyor. Okul önlüğün hala duruyor,anıların çok taze gündüz arkadaşlarınla top oynarken gece sonsuzluğa gitmeye hazırlık yapan ani hastalığın,ne çok çaresiz kalıyor  insan ölümün karşında ne çok…

Seni Çok Seviyorum be KARDEŞİM. Kardeş acısı çok zor öyle böyle tarifi yok. Bir bıçak yüreğini oyuyor öldürmesede o kadar çok acıtıyor ki çıkartsan sanki sevgisi yok olacak gibi çıkartmazsan da acısı öyle yakıyor ki.

Ah yüreğimin acısı,gözlerimin hasreti rüyalarıma gelmeyi ihmal etme….

17 Mayıs…. Yıldızların ağladığı gece